7/4/2008 ·

Bir küçücük oğlancık,
bir gün okula
başlamış.
Pek mi pek akıllıymış.
Okulu da pek büyükmüş.
Ama akıllı
çocuk,
sınıfına dışarıdan
kestirme bir yol bulmuş.
Buna çok
sevinmiş.
Artık okulu ona
kocaman görünmüyormuş.
Bir zaman
sonra,
bir sabah öğretmen demiş ki;
"Bugün resim yapacağız."
"Ne güzel
! " demiş çocuk.
Resim yapmasını pek severmiş.
Her türlüsünü de yaparmış.
Aslanlar, kaplanlar,
tavuklar,
inekler, trenler, gemiler ...
Mum boyasını çıkarmış
ve
çizmeye başlamış.
Ama öğretmen "Durun!" demiş.
"Henüz başlamayın."
Ve
çocuk
herkes hazır olana kadar beklemiş.
"Şimdi" demiş öğretmen,
"Çiçek çizmesini
öğreneceğiz."
"İyi demiş" çocuk.
Çiçek çizmesini çok severmiş
ve pek
güzellerini yapmaya başlamış
pembe, mavi, turuncu mum boyalarıyla.
Ama öğretmen,
"durun"
demiş,
"size nasıl yapacağınızı göstereceğim
Yeşil saplı kırmızı bir çiçek
çizmiş.
"İşte" demiş öğretmen,
"Böyle çizeceksiniz.
Şimdi
başlayabilirsiniz.
" Küçük çocuk
bir öğretmenin resmine bakmış,
bir de
kendininkine...
Kendininkini daha bir sevmiş
ama bunu
söyleyememiş.
Kağıdı çevirip öğretmeninki gibi
yeşil saplı kırmızı bir
çiçek çizmiş.
Bir başka gün küçük oğlancık,
sınıfa
çıkan kapıyı
tek başına açmayı becerdiğinde,
şöyle demiş öğretmen.
"Bu
gün çamurdan bir şey yapacağız
"İyi" demiş çocuk.
Çamurla oynamayı pek
severmiş.
Her şeyi yapabilirmiş onunla.
Yılanlar, kardan adamlar, filler, fareler,
arabalar...
Başlamış çamuru yoğurup sıkıştırmaya.. .
Ama
öğretmen
"Durun, daha başlamayın !"
ve beklemiş hazır olmasını
herkesin.
"Şimdi" demiş öğretmen,
"Bir çanak yapacağız."
"Güzel"
demiş çocuk.
Çanak yapmasını da pek severmiş
ve başlamış yapmaya boy
boy,
şekil şekil çanakları.
Ama öğretmen "Durun !" demiş,
"Size nasıl yapılacağını
göstereceğim."
Ve de göstermiş herkese
bir büyük çanağın nasıl
yapılacağını.
"İşte" demiş öğretmen
"Artık başlayabilirsiz.
" Küçük
çocuk
bir öğretmenin çanağına bakmış,
Kendininkini daha çok sevmiş,
ama bunu
söyleyememiş.
Toprağını yuvarlayıp yeniden yapmış
öğretmeninki gibi derin
bir çanak.
Ve çok geçmeden küçük çocuk
öğrenmiş
beklemeyi, izlemeyi
ve her şeyi öğretmen gibi yapmayı.
Ve çok geçmeden
başlamış kendiliğinden hiçbir şey
yapmamaya.
***
Ama birdenbire
küçük
çoçuk
ve ailesi taşınıvermiş
başka bir eve,
başka bir şehire
ve
çocuk gitmiş başka bir okula...
Bu okul daha da büyükmüş öbüründen.
Kestirme yolu da
yokmuş dışarıdan.
Büyük basamakları çıkmak
ve uzun koridorları
geçmek
gerekiyormuş sınıfa kadar.
Ve daha ilk gün demiş ki öğretmen:
"Şimdi
resim yapacağız !"
"Güzel" demiş çocuk
ve beklemiş öğretmenin
ne
yapacağını söylemesini.
Ancak öğretmen bir şey söylemeden
başlamış
dolaşmaya.
Küçük çocuğun yanına gelince sormuş:
"Resim yapmak istemiyor
musun?"
"İstiyorum" demiş çocuk.
"Ne yapacağız?"
"Ne istersen" demiş
öğretmen.
Herkes ayni resmi yaparsa
ve ayni renkleri kullanırsa,
kimin
ne yaptığını
ve neyin ne olduğunu nasıl anlarım ben?"
"Bilmem" demiş çocuk
ve başlamış
"YEŞİL SAPLI KIRMIZI
ÇİÇEĞİ"
çizmeye...
__________________

2/4/2008 ·

Usumuzda saklanır binlerce imge, ay nazlı bir gece
Firari aşkların kaçağıyız, gizler mi yüreğimizi peçe?
Ertelenmiş düşler cenneti yolumuz, bilmeyiz nerede
Ateşler ülkesinde yalnızız aşkın gölgeleri peşimizde.

Bahar değmez oldu gönlümün dağlarına,
Kırağılar düşer son umudun son yaprağına,
Erişemez oldum emellerim sınırda,
Gözlerimde elem, dert, saçımda bir tutam ak.
Bekliyorken içimde büyür feryadım,
Yok artık kimseye ne sitemim ne ahım,
Kimse masum değil, var ki günahım,
Yürür yolum kalmadı her yanım sırat,
Nicedir dilime düşmedi özlemlerim,
Ruhuma hapis oldu içimdeki sığınak,
Sustu artık bak konuşmuyor dillerim,
Gülmeyen gözlerimde amansız bir sağanak.
Zeynep Ünaldı ******>******>

1/4/2008 ·
Ben'li çilelerin, ben'li pişmanlıkların bitti artık. Dilediğince özgürsün... Mavi gökyüzünün altında istediğin düş ülkelerine kanatlanabilir yüreğin...Dilediğin mevsimlerde delice ıslanabilir gözlerin... Bana çıkan tüm yolları adres defterlerinden sil artık.. Adımın üzerini kalın harflerle işaretleyip kaldır beni hatıralarının en tozlu raflarına...
dudaklarında..
Madem sana acı çektiriyorum, madem ben sende pişmanlığı anımsatıyorum bırak bitsin bu çile..Ben sana acı çektirmek için gelmemiştim.. Ağır yaralı yüreğine umut diye girmiştim oysa.. Şimdi sende " kanayan pişmanlık " olmuşken unut beni...Hiç yaşanmamış say yaşananları.. Ben'li hatıraların üzerine karanlığı ört ve kapat tüm perdelerini.....Bana kattıklarını, bana bıraktıklarını topla yüreğimden...
Sözlerini, yeminlerini sök dudaklarımdan...

Ama bir şeye dokunma ne olur...Seni " sen " diye seven yüreğime dokunma...Dokunma, acıtır yalnızlığım yüreğini.. Dokunma, kanatır diz boyu karanlığım o ince dudaklarını....Hayatımda yenilmeye alışmışken senin yenilgine de alışırım ben...Ben nice yürekte canlı canlı gömüldüm senin zaferlerine de alışırım sevgili....
Bırak dokunma kanayan yaralarıma..

Cennet kokulu tenini sıçramasın kirli yüzümden akan yalnızlıklarım...Daha fazla acıtmasın pişmanlıklarda avutulmuş hatıralarım....Topla cümlelerini dudaklarımdan...
Her şey bitti artık...Ve her şey bitmişken, sana git demeyeceğim....

Gitsen de tek bir kelime bile etmeyeceğim..
Susmalıyım. Susuyorum...En derininden, en acısından suskunluğumda saklı cevaplarım sevgili... Belki de tüm cevaplarım soruların da saklı....
....Bana kalan acıları, bana bırakılan yenilgileri- sevgin için bedenimi yüreğimi semer bileceğim - sırtıma yüklenip gidiyorum...Kapıyı aralamana gerek yok sevgili..
Sana geldiğim yollardan gitmeyi de bilirim ben....Gerek yok " en iyisine sen layıksın " sözleriyle avutulmuş devrik cümlelere...Ben iyi bilirim tozlu yolları....Gidiyorum, tüm zaferlerin başkumandanı olarak ayrılığın ganimeti olarak tüm hatıraları yakabilirsin..

Ben'li tüm yaşananları da unutabilirsin...Artık söze gerek yok...Gitmeliydim ama bu kadar erken değildi..Gidiyorum bir bedende " yüreksiz " yaşamayı öğrenmeye gidiyorum..Gidiyorum öznesi çalınmış cümlelerde
sana " susmaya " gidiyorum....
Biliyorum sen bensiz de yaşabilecek kadar güçlüsün..Hayata kaldığın yerden devam edeceksin
...Noktasız, virgülsüz...Oysa ben..Oysa ben yaşadıkça hep bir eksik vereceğim sabah ictimalarında..Hep bir sen eksik olacak nefes almalarım..Artık öznesiz paragrafların içinde yarım cümlelik olarak adam sayılacağım...Artık ben " sensiz " varolacağım....
Topla cümlelerini dudaklarımdan..Bana vaat edilmemiş yarınlarımı da yanına al...Bir de benimle yaşadığın mutlulukları. Bir de sana yazdıklarımı.Kötü bir gününde gözyaşlarını kurulamak için kuru bir peçete niyetine kullanırsın senli satırlarımı...

Unutmadan bir teşekkür borçluyum sana; kısa bir süreliğine de olsa yarımlığımı, yalnızlığımı unutturduğun için
...Ve de yaşattığın tüm mutlulukların için....Teşekkürler sevgilim....Giderken sakın ardına bakma...Gözlerin pişmanlıklarında, günahlarında kalmasın...
Sana paylaştırılmış her acına ben yüreği kefil gösterdim..Sen yüzünü aydınlığa çevir sadece..İnan bana bensiz hayatta seni hep mutluluklar bekliyor olacak...Çünkü sensiz bir yerde yaşarken bile her nefesimde bin dua saklı olacak sana...
Artık mutluluğa kanatlanma zamanın geldi sevgili... Bensiz olsan da;
Her güneş, gözlerine doğmaya,
Her rüzgar, saçlarında dolaşmaya gelecek...
Hadi git....

Varlığımda acı çekmektense,
Yokluğumda mutlu ol....
Çünkü; mutluluklar en çok sana yakışıyor sevgili...
"Topla cümlelerini dudaklarımdan...
Her şey bitti artık... Maviler kadar özgürsün artık...
Dilediğince uçabilirsin....
Yolların hep Cennete çıksın sevgili...."

Bensiz hayatında mutluluklar dilerim...
elveda hüznüm/ elvede yüreğimi adadığım ömrüm....
alıntı
30/3/2008 ·
İNSAN ANCAK ÖZLEMİŞSE YAlNIZDIR..!!

Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.
İNSANLAR ;
onlara ne söylediğinizi unutabilir
İNSANLAR ;
onlara ne yaptığınızıda unutabilir
AMA ,
İNSANLAR ;
onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla
UNUTMAZLAR...
Yılların akıp gitmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.
Arkadaşlar melekler gibidir, bizi ayağa kaldırırlar kanatlarımız uçmayı unutunca.
Ne başlangıç ne de son vardır.
Dün tarihtir.
Yarın bulmaca.
Bugün hediyedir.
Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş...
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda...
Her ne beklentide iseniz,hayattaki güzellikleri o şekilde yaşayın ki mutluluklarımız,gelecekte anımsadığımızda bile tekrar yaşarcasına duygulandırsın bizi...
Uzaklar sizi yıldırmasın,
Unutmayın güneşin doğduğu,
Her yere gidebilirsiniz,
Yeterki yüreğiniz karanlıga gömülmesin...
Yaşamak güne dokunmaktır..
Sen kendini önemsediğin anlarda yıldızlara dokunabilirsin..
Gecenin dinginliği, gündüzün hareketi.
Renklerin en güzeli, çiçeklerin en tazesi...ve bu sevdanın sebebi... Gülüşündür...
28/3/2008 ·
SUS YÜREĞİM SUS!
gözyaslarım süzülüp dökülmesin üzerine...
gökyüzü benimle aglarken ismini yüregine kazısanda sevdigini anlatacak gücünvarmı?..
dudaklarım ismini söylesede, kollarım
hayalini sarsada icimi acıtmaktan baska yaptıgın varmı?..
umutlardır insanın sarılacagı,gözlerin
bakıslarıdır sevdigini anlatan...
sözlerdir aciz kalıp sevgiyi anlatamayan..
yanlıs anlama yüregim aglamak istemiyorum..
icimi acıtmaktan,gözlerimi aglatmaktan baska
yaptıgın varmı?..
her sarkıda hüzünlenip
kahrolmaktan,bizim sarkımızda
kahırlar dolusu aglamaktan...
hayalleri ,kanayan yaralarına
sarmaktan baska yaptıgın varmı?..
yıldızlara benzetip
ellerimi uzatıp tutamamaktan,
gökkusagını saclarına tac yapamamaktan,
rüzgarların kanatlarına
sevdamı yazmaktan,
dudaklarımdaki buseleri kırılıp yerlere dökmekten baska yaptıgın varmı ?
sus be yüregim sus!!
köz yapma yaralarımı, yaralarıma saracak sevdammı var..
gözyaslarıma dokunacak
ellermi var..
yoksa sana sunulacak bir dilim ask mı var..
ne olur sus yüregim
!!!
deli rüzgar olup esme,
esipte canımı acıtma..
gözlerime kanları doldurma,
kefen yapma bedenime herseyi...
sus ne olur... sus ne
olur!..
acıtma canımı bu kadar,dayanacak gücüm yok biliyorsun...
senide cıkarıp canlı canlı
gömerim yüregim ...ne olur sussss!!!
16/3/2008 ·

/Bir aşktır ömür… Yudum-yudum yitirilen, sonraları uçurum kenarlarında mehtap şarkıları söylenen…/
Sevgilim!
Şimdi “sen” olma vaktidir! Şimdi cennet aşkının tam zamanıdır. Şimdi yeniden doğmanın da zamanıdır… Ey gül yüzlüm! Uğruna ateşlerde yanıp-kül olduğum; o küllerden tekrar sen olup, yaşama sarıldığım. Hayatımın en sevilesi yeri:”hoş geldin”, şu garip gönlüme, hani bir tek senin zenginleştirebildiğin zavallı yüreğime… İyi ki sevmişim seni. Hani iyi ki şu an bir tek sana yazabiliyorum sevgimi…
(senden tek isteğim yüreğime geldiğin yolları sakın unutma…)
Sevgilim kendime kalışlarda parçalarımı aramaktan bıktım/ yoruldum sahte oyunlardan, sessizlikten en çok ta ağlamaktan… Sahi ben çok mu cesaretsizdim? Çok mu sustum? Oysa cevapları sende bırakırken, ne çok soru sordum ve ben o cevapsız sorularda kala-kaldım… Ne zormuş kendinin bile bilmediğin çözümsüzlüklerde yaşamak aşkı.
(bir parça mutluluk çok gelmiş olacak ki bu kadar acıyla azaltmaya çalışıyorum)
Kirleniyorum. Bazen kendimi çok uzak dağların ardında gül ararken buluyorum. Şaşırıyorum. Nasıl bu kadar sensizliğe yakınlaştım… Yaşanmamış hüzünlere doğru yürüyorum, yanımda garip bir ses “o senin cennetin/ sakın bırakma” diyor, susuyorum.
(çok susmaların çaresizliğinde “seni” yaşatıyorum/ akıllıca mı inan hiç bilmiyorum)
“Gül yüzlüm… Sen ki kırmızının aşkısın; beyazında masumluğu… En çok ta kadınımsın”
/Bir sendir ömür… İçimde günbegün çoğalan, sonraları ruhumun dört bir yanında yok olan; şarkılarda hüznüme ortak olan…/
Sevgilim!
Şimdi “sensiz” Olma zamanı… Hiç istemesem de/ kendimi bu durumdan dolayı hiç affetmesem de… Sevmediğim zamanlara kalıyorum. Aldanıyorum. Her şeye birazdan daha da çok kanıyorum. Sakın beni unutma gül yüzlüm. Buna dayanamam… Belki içimde yaşadığım acıyı anlatamıyorum ama sen bilirsin beni bir tek sende yaşamak istedim gerçek sevgiyi… Onun için yanılgılar beni yolumdan çeviremedi ki halen senin yolundayım…
(ama sen yine de beni hiç unutma çünkü ben seni unutmadığım için yaşıyorum)
Sessiz müzikler çalınıyor sanki… Oysa diğer sesleri duymuyorum ki; kulağımda kalan en son sesin “seni seviyorum”, geliyor aklıma/ düşüyorum, gel kurtar artık beni bu saçma hayattan… Sahi çok mu çaresiz görünüyorum?
(kusura bakma seni üzüyorum değil mi kendime kalmalarımla…)
Mevsimler ne kadar hain böyle… Tıpkı sonbahar gibi dökülüyorum aşktan tel-tel… Sanma ki umudum tükeniyor; şimdilerde kış ayındayız, çok az kaldı bahara… Elini tutup ta denize taş atmaya… Oysa ben seni mevsimlere inat yaşamak isterdim/ en çok ta kaderime inat, ayrılıklara da…
(senden hiç ayrılmadım ki-sadece biraz kendime kaldım/çok!)
Kızıyorum kendime… Neden daha çok sevmediğim için yüreğime de… –“Bu kadar mıydı sevgin be” demek, geliyor kendime… Sahi ben seni neden daha çok sevemedim ki…
(garibin aşkı da garip oluyor sevgilim/ sen yine kusuruma bakma…)